Stefan Zweig
Deneyim,  Kişisel Gelişim

Olağanüstü Bir Gece Romanından Muhteşem 20 Alıntı

Yeni bir alıntı paylaşımı yazısından daha herkese merhabalar. Bugün Stefan Zweig‘in ”Olağanüstü Bir Gece” adlı romanını bitirdim. Bu roman; Stefan Zweig‘in bitirdiğim ikinci romanı.

”Olağanüstü Bir Gece”, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimini anlatır. Sıradan bir Pazar günü, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak suç işler. Böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. Romandan altını çizdiğim yirmi alıntıyı bu yazıda sizinle de paylaşmak istedim.

-Kendisini bulmuş olan insan dünyada hiçbir şeyi kaybetmeyecektir. Kendi içindeki insanı kavramış olan insan ise bütün insanlığı anlayacaktır.

-Kalemle yazılmış bir dipnota da şunları eklemişti: ”Aceleci bir şey yapma! Anla ve affet!”

-Sanki camdan yapılma gibiydim; bakıldığı zaman diğer tarafını rahatlıkla gösteren ama onun bir parçası olmayan bir şey gibiydim.

-Hayatım boyunca hiçbir zaman insan temasına karşı bu kadar büyük bir açlık hissetmemiştim; bu kalabalığın içerisinde, onlardan biriydim ama buna rağmen onlarla birlikte değildim.

-Her şey benim içindi çünkü artık içine hapsolmuş olduğum kabuğumu kırmıştım.

-Emin olduğum bir şey var, artık yaşamı çok daha kuvvetli bir şekilde seviyorum.

-Kimse kırlarda dolaşmıyordu. İnsanlar sanki konsolun üstüne bırakılan birer biblodan farksızdı.

-Fakat siz beni reddetmeden önce ben sizi zaten reddettim.

-Artık sizlerden biri değilim. Bundan böyle sizin değilim. Şimdi sizin dışınızda, yükseklerde ya da çukurda bir yerdeyim.

-Sırtımı dönüp gitmek istedim. Ama cazibesi yine de çok güçlüydü. Kaldım...

-Aslında yazmak, bir anlamda, zihnimi sürekli meşgul eden, içimde sancılı bir huzursuzluğa neden olan bir olayla sonunda hesaplaşmak, onun üzerine sünger çekmek, onu yerli yerine oturtmak, benden önde tutmak ve her açıdan kapatmak için giriştiğim bir çabaydı.

-Yıllardır yokluğunu hissettiğim şeyi şimdi ele geçirmiştim. Birisi beni arıyordu, sorar gibi yüzüme bakıyordu. Dünyamda ilk kez birisi için hayattaydım.

-Çok az şey istediğimi ve bunları da aslında çok istemediğimi fark ettim, duygularıma bir nevi felç gelmişti.

-Kafası karmakarışık düşüncelerle doluydu. Ve içlerinden biri aniden çok acı veren bir ok gibi yüreğine saplandı.

-İçimin bir zamanlar ne kadar ölü olduğunu asla bilmediler, şimdi nasıl bir çiçek açtığımı da asla anlamayacaklar.

-Ben onları benim için söylenmiş şarkılar sanıyordum.

-Tutunabilecekleri, sarılabilecekleri herhangi bir şeyin olduğunu hissetmek yalnızlar için, kendi içine hapsolmuş insanlar için ne mucizevi bir şeydi.

-Tanımadığım insanların masasında çivilenmiş gibi oturup kaldığım o bir saat içinde bu tuhaf dünya iyice bayağılığa doğru kaymıştı.

-Ne var ki bu satırları zaten sadece kendim için yazacaktım ve kendime bile tam açıklayamadığım bir şeyleri başkaları için anlaşılır kılmak gibi bir niyetim hiç yoktu. 

-Gülen, sohbet eden binlerce insanın içinde ben kendi içimdeki o kayıp insanı arıyordum.

Ebru Bektaşoğlu

Facebook Yorumları
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir